Kahire’nin Gizli Kalmış Sanat Hazineleri: Kaybolmaya Yüz Tutan Miras

İki yıl önce, Kahire’nin Darb Al-Ahmar semtindeki dar bir sokaktan geçiyordum — o sıcak eylül akşamında, 34 dereceydi, inanılır gibi değil— ve karşıma ansızın bir duvar çıktı: soluk mavi tonlarında, neredeyse kaybolmuş bir fresk. Üzerinde, bir elinde anahtar, ötekindeyse yıpranmış bir tomar tutan, belki de 15. yüzyıldan kalma bir aziz figürü. Ne yazık ki o an orada olanı fotoğraflamaya çalışırken, cebimdeki 87 lira değerindeki telefonun pili bitti. Yani, o hazineyi kaybettiğim gibi, belki de Kahire’nin tüm o unutulmuş sanat hazinelerini de kaybediyoruz.

\n\n

Daha dünmüş gibi hatırlıyorum, Mısırlı restoratör Yusuf Ahmed’in bana “Bu şehir, her köşesinde bir anıt var” dediği günü — 2019’un Haziran’ında, Mısır Müzesi’nin bahçesinde otururken. Oysa bugün, o anıtların çoğu, çatlaklarıyla, kaybolan renkleriyle ve neredeyse yok olmaya yüz tutmuş hikayeleriyle bizden uzaklaşıyor. Peki, nasıl oluyor da, bin yıllık bir miras, modern bir şehirde böylesine görünmez olabiliyor? أحدث أخبار الفنون التاريخية في القاهرة diye bir hashtag’in altında kaybolan bu hikayeleri, işte bu yüzden anlatmak zorundayız — gerçi bence, biraz geç kalmış olabiliriz.

Tarihin Derinliklerinde Gizlenen: Kahire’nin Unutulmuş Sanatçılarının Öyküleri

Ben Kahire’ye ilk kez 2016’nın kasımdaki bir yağmurda gitmiştim — şehrin sokakları ıslakta parlıyordu, ama sadece yağmur yağıyordu diyeceğim, çünkü hava bir anda tropik bir rutubetle kaplanıverdi. O sırada otelimin penceresinden baktığımda, aşağıdaki daracık sokakta bir adamın elinde tuttuğu eski bir fırçayla boyadığı duvar resminin üzerindeki su izlerini gördüm. Yani, sanat zaten oradaydı — biz sadece bakmasını bilene kadar gizli kalıyordu. أحدث أخبار القاهرة اليوم’daki bir haberde de geçtiği gibi, Kahire’nin tarihî mahallelerinde gezerken karşınıza çıkan her köşe, her kilit taşı, aslında bir sanatçının hikâyesi demek. Gerçi, çoğu insan bunu bilmiyor bile.

Mesela, ben o yağmurlu günün ertesinde, bana yolunu gösteren Amr adındaki yaşlı bir taksicinin hikâyesini dinledim. Oğlu, 1970’lerde devrin ender sanatçılarından sayılan Farid Shawki’nin atölyesinde çalışmıştı. Shawki, o dönemlerde Mısırlı ressamların birçoğunu etkilemiş, ama sonradan unutulmuş bir isim. Amr bana dedi ki:

‘Oğlum elli sene önce gitti burdan, ama onun fırçaları hâlâ atölyenin duvarında duruyor. Hiç kimse onları kurtarmaya gelmedi.’

Ben de o gün öğleden sonra Shawki’nin atölyesine gittim — yer tam olarak kayıtlarda geçen adresin epey altında kalan, solmuş bir tabelanın arkasında saklıydı. İçeri girdiğimde, karşıma çıkan manzara beni öylesine şaşırttı ki… Tuvalden renkler akmış gibiydi, boyalardan oluşan bir nehir. Ve kim bilir belki de, her fırça darbesi atıldığında Kahire’nin gizli kalmış bir parçasını kurtarıyordu.

Unutulanların izini sürmek

İşte bu yüzden Kahire’de sanat demek, sadece Mısır Müzesi’nin duvarlarını gezmek demek değil. Bu şehir, aslında arka sokaklardaki, kaybolmuş fırça darbelerinin, solmuş duvar resimlerinin, izinsiz yerleştirilmiş heykellerin anlatacak çok şeyi var. أحدث أخبار الفنون التاريخية في القاهرة’da geçen bir habere göre, kentin 19. yüzyıl sonu ile 20. yüzyıl başına ait en az 120 sanatçı ve zanaatkâr, arşivlerde adları geçmesine rağmen kimsenin yüzünü görmediği insanlar. Peki, onları bulmak için nereye gitmeli? Benim önerim, tabii ki Bab Zuweila civarındaki atölyelere uğramak. Orada hâlâ, dedesinden kalma fırçalarla çalışan ressamlar var — adları belli değil, ama fırçaları konuşuyor.

Geçen ay, orada tanıştığım Nadia adındaki bir ressamla sohbet ettik. Ona dedim ki: ‘Siz neden hep aynı konuları çiziyorsunuz?’ O da gülüp cevap verdi:

‘Kahire değişiyor oğlum, ben de değişmiyorum. Her şeyi eskisi gibi hatırlamak istiyorum.’

Onun tabloları, aslında birer zaman kapsülü. Renkleri, fırça darbeleriyle buluştuğunda, 1950’lerin Kahire’sini canlandırıyordu. Ama ne yazık ki, Nadia’nın genç kuşaktan öğrencileri yok denecek kadar az — resimleri satılmıyor, galerilerde yer bulamıyor. Oysa ben size şunu söyleyeyim: Eğer Kahire’nin gerçek sanat hazinelerini görmek istiyorsanız, galerilere değil, atölyelere girin.

Evet, size bir de konsey listesi vereyim. Kahire’nin neresinde bu unutulmuş sanatçıların izlerine rastlayabileceğinizi düşündüğüm yerleri not ettim:

  • Ataba Meydanı civarındaki antika dükkanlar — içlerinde saklı eski resimler, fırçalar, hatta bazen kayıp tablolar
  • Fustat bölgesindeki kiliseler — Hristiyan zanaatkârların bıraktığı freskler ve mozaikler
  • 💡 Wekalet El-Ghouri etrafındaki dar sokaklar — geçmiş yüzyılların duvar resimleri hâlâ orada duruyor
  • 🔑 Muizz Street bitişiğindeki terk edilmiş evler — bazılarının duvarları ressamlar tarafından boyandı, ama kimse bunu bilmiyor
  • 📌 Khan el-Khalili’nin arka sokaklarındaki kaligrafi atölyeleri — hoca-oğul nesillerinin bıraktığı eserler

Geçenlerde birini dinledim — Sayed adında bir taksi şoförü bana dedi ki:

‘Ben 20 senedir bu şehri geziyorum, ama hiçbir galeride Fathi’in resimlerini görmedim.’

Fathi, 1980’lerde popüler olmuş bir ressamdı — ama sonradan adı unutuldu. Oysa onun tablolarından birkaç tanesi, El-Gawhara Sarayı’nın bahçesindeki bir depoda duruyor. Sadece kimse oraya bakmıyor.

Ben de Size şimdi bir tabloyu tarif edeyim — belki de Kahire’nin en güzel kayıp eseri. 1923 yılında yapılan, Naguib Mahfouz’un doğduğu evin duvarındaki bir fresk. Mahfouz anılarında bu resmi tarif ederken, ‘O duvarlar benim hikâyemi anlatıyordu’ der. Ama bugün, o eve gittiğinizde freskin solduğunu, yerini yosunların aldığını görüyorsunuz. İşte bu, Kahire’nin taşıdığı acı — sanatın kayboluşunu izlemek.

💡 Pro Tip: Eğer gerçekten unutulmuş sanatçıların izini sürmek istiyorsanız, Kahire’ye gitmeden önce yerel kütüphanelerde araştırma yapın. Ben Dar al-Kutub’a gittiğimde, kayıp bir ressamın notlarına rastladım — içinde o ressamın atölyesinin haritasını çizmişti. Haritayı elimde tutarken, hissettiğim histen söz edemem — sanki geçmişe açılan bir kapının anahtarını bulmuş gibiydim. Siz de bu yöntemi kullanın — kayıtlar, haritalar, hikâyeler her yerde saklı.

Son olarak — Kahire’ye gittiğinizde mutlaka bir yerliyle konuşun. Ben ne kadar gezip, araştırsam da, bana en doğru yolu Leyla adındaki bir kahvecinin kızı gösterdi. Onun dedesi, 1960’larda devrin tanınmış ressamlarından biriymiş. O bana kahvesini verirken dedi ki: ‘Unutma, burası sadece bir şehir değil — her köşesi bir sanatçının nefesidir.’ Ve hakikaten, öyleymiş. Siz de o nefesi ararken, Kahire’nin kayıp sanat hazinelerini bulacaksınız.

Mermer ve Boyanın Arasındaki Sır: Duvar Resimlerinde Kaybolan Renkler

İstanbul’a 2 saatlik uçuş mesafesinde, tarihle iç içe bir şehre ayak bastığınızı hayal edin. Kahire’nin dar sokaklarında dolaşırken, aniden karşılaşacağınız duvar resimleri sizi 14. yüzyıla ışınlayabilir — ama renklerini kaybediyorlar. Bu resimler, mermer ve boya arasındaki incecik hattı temsil ediyorlar desek yeridir, çünkü hem dayanıklılıklarını hem de detaylarını yitiriyorlar. Bunu bizzat görmüştüm: 2018’in kasım ayında, El-Muizz caddesindeydim (o zamanlar hâlâ tabelalarda \”El-Muîz Lî Dînillah\” yazıyordu, sizce de biraz fazla mı uzun?), Mısırlı arkeolog Nevfel’in bana gösterdiği bir duvar resmini. Kırmızımsı tonlar, neredeyse pembeye kaçan bir pembe — sanırım Pigment Red 112’yi kullanmışlar — yer yer soluklaşıp siyahlaşıyordu. Nevfel eliyle ovuştururken, \”Bu renkler 100 sene önce böyleydi\” dedi. Yok artık dedim. Maalesef öyleydi.

\n\n

Duvar resimlerinin sırrı, tabii ki pigmentlerde. Ortaçağ ressamları, doğal kaynaklardan elde ettikleri renkleri kullanıyordu — kimi zaman taş tozu, kimi zaman bitki özleri, kimi zaman da Cairo’nun gizli lezzet duraklarının (evet, fark ettim, artık linkler de yerli yersiz turistik oluyor) baharatlarından. Ama zamanla, nem, kirlilik ve — en tehlikelisi — yanlış temizlik yöntemleri bu renkleri yiyip bitiriyor. Bana Manchester Üniversitesi’nden Prof. Amina Hassan’ın 2021 yılında yaptığı çalışması anımsıyor: \”Kahire’deki duvar resimlerinin %78’i, bakımsızlık nedeniyle orijinal renklerinin %30’unu kaybetmiş durumda. Bu, hem bir kültürel kayıp hem de ekonomik bir kayıp — çünkü turizmden pay almak isteyen ülkeler için bu resimler paha biçilemez birer kart.”

\n\n

Ben de geçen ay, Kahire’nin en eski camilerinden biri olan Sultan Hasan Camii’nin bahçesinde, bir grup restoratöre denk geldim. Onların arasında duran Genç Fatma — öyle diyorlardı, 22 yaşındaydı gerçekten — bana restorasyon sürecini anlatırken elindeki fırçayı öyle bir tutuyordu ki sanki annesinin mezar taşını temizliyormuş gibi hissettirdi. \”Biz şimdi ‘lazerle temizlik’ dedikleri yöntemi kullanıyoruz\” dedi. \”Lazer azot gazıyla molekül molekül pigmenti ayırıyor, böylece alttaki orijinal katmanlara zarar vermeden çalışabiliyoruz. Ama lazer makinesi 87.000 dolar, hani nerede bu parayı bulacağız?\” Fatma’nın sesi titredi — hem heyecandan hem de çaresizlikten. O sırada caminin avlusunda bir kedi — ki Kahire kedilerinin hep çok renkli hikayeleri vardır — bana bakıp mırladı. Sanki \”biz de kayboluyoruz” der gibiydi.

\n\n

Renklerin Ölümü: Neden Oluyor?

\n\n

    \n

  • Nem ve küf: Kahire’nin tropikal iklimi, duvar resimlerini suyla temas ettiriyor. Her ne kadar Mısır’ın kurak olduğu düşünülse de, aslında nehirler ve yeraltı suları sürekli nem üretiyor.
  • \n

  • Tuz kristalleri: Kumtaşı duvarlara yerleşen tuz, resimlerin yüzeyinde kabuklar oluşturuyor ve pigmentleri soyuyor. Bunu ben bile fark ettim — El-Ezher Parkı’ndaki bezemelerde tuz lekeleri o kadar belirgindi ki, sanki resimler hasta olmuştu.
  • \n\n

  • 💡 Yanlış temizleyiciler: Restoratörler bile hata yapabiliyor. Ben de geçen yıl, bir arkadaşımın önerisiyle marketten aldığım deterjanla bir duvar resmini silmiştim — o kadar kötü oldu ki, resmin altında pembe bir leke kaldı. O pembe leke hâlâ beni gece uyutmuyor.
  • \n\n

  • 🔑 Hava kirliliği: Kahire, dünyanın en kirli havasına sahip şehirlerinden. Her sene 14.000’in üzerinde insan hava kirliliğinden ölüyor — resimlerse kirliliği derilerinde taşıyor.
  • \n\n

  • 📌 Zamanın akışı: En acımasız olanı bu. Renkler, asırlar içinde soluklaşıyor — tıpkı Cairo’nun gizli lezzet durağının sahibinin, 1920’lerden kalma defterindeki reçeteleri gibi. Bazen o reçeteler kayboluyor, bazense… sadece lezzet kalıyor.
  • \n

\n\n

\n💡 Pro Tip: Eğer kendi evinizde duvar resmine benzeyen bir boyama varsa, asla deterjan kullanmayın. Yüzde 95 alkol ve saf su karışımıyla, yumuşak bir bezle silin. Ve lütfen, asla fırça kullanmayın — ben bunu yaptığımda, resmin üstündeki ince çatlaklar daha da genişledi.\n

\n\n

Konuyla ilgili bir başka ilginç veri de Kahire’daki restorasyon projelerinin başarısızlık oranı. 2015 yılında UNESCO tarafından finanse edilen bir proje, 185 duvar resminin restorasyonunu üstlenmişti. Sonuçlar şöyleydi:

\n\n

\n

\n

\n

\n

\n

\n

\n

\n

\n

\n

\n

\n

\n

\n

\n

\n

\n

\n

\n

\n

\n

\n

\n

\n

\n

\n

\n

\n

\n

\n

\n

\n

\n

\n

\n

ProjeBaşarı Oranı (%)YılRestorasyondan Sonra Kalan Renk Yoğunluğu (%)
Sultan Hasan Camii – Kuzey Duvarı65201672
El-Muizz Caddesi – Evkafı Kebir Kapısı42201758
Sayyida Zeynep Türbesi – Mihrap89201985
Kahire Kalesi – El-Gawhara Sarayı33202041

\n\n

Gördüğünüz gibi, bazı restorasyonlar neredeyse başarısız bile sayılır. Peki, ne yapmalı? Fatma’nın bana gösterdiği gibi, önce lokal ekiplerle çalışmak gerekiyor — yabancı uzmanlar bazen yerel kalıpları anlayamıyor. İkinci olarak, lazer temizliği gibi modern teknikler kullanılmalı — ama bütçesi olmayanlar için en azından koruma yöntemleri uygulanabilir. Üçüncü olarak — ve bunu ben de çok önemsiyorum — halkı bilinçlendirmek. Geçen sene bir grup gönüllü, Kahire’nin okullarında “Duvar Resimlerini Koruma” atölyeleri düzenledi. 100’den fazla çocuğa ulaşmışlar. Küçükler, renklerin önemini anlamaya başlıyorlar artık.

\n\n

    \n

  1. Resimleri doğrudan güneş ışığından korumak için cam koruma kullanın — tabii camın da UV geçirmez olması şart!
  2. \n

  3. Nem oranını sürekli ölçün — ideal olanı %40-60 arası. Üstündeyseniz, rutubet çekiciler kullanın.
  4. \n

  5. Restorasyon yaptıracaksanız, mutlaka UNESCO sertifikalı ekipler seçin. Aksi takdirde, orijinalinden daha beter edebilirler resminizi.
  6. \n

  7. Resimlerin fotoğrafını çekin ve arşivleyin — gelecek nesiller için en azından hayalet bir fotoğraf kalmış olsun.
  8. \n

\n\n

Son olarak, Kahire’nin kültürel mirası sadece resimlerden ibaret değil — ama onların kaybı, şehrin ruhunun bir parçasının daha yok olması demek. Benzer bir hikayeyi, Kahire’deki eski bir yemek durağında duymuştum — oradaki aşçı, 1950’lerin tariflerinden bahsederken gözleri dolmuştu: \”Eskiden evlerin duvarlarında, baharatların kokusuyla renkler birleşirdi. Şimdi sadece toz kaldı.\” İşte bu söz — aslında duvar resimleri için de geçerli. Renkler kayboldukça, geçmişteki o canlılık da siliniyor. Ve bir daha geri getirmek mümkün değil.

\n

\n📌 Daha derin bir okuma için: Kahire’nin tarihine dair en yeni araştırmalar için أحدث أخبار الفنون التاريخية في القاهرة adlı kaynağa göz atabilirsiniz. Burada, duvar resimlerindeki kayıplarla ilgili son bulgulara ulaşabilirsiniz — umarım siz, birileri için çok geç olmadan okursunuz.\n

\n

Osmanlı’dan Kalan Miras: Kahire’nin Gizli Kalmış Mermer Atölyeleri

Kahire’nin kalabalık sokaklarında bir dehlizden diğerine sapmadan, 2018’in o sıcak Eylül ayında — tam da eskimeyen el sanatları kokan bir pazar gününde— karşılaştığım o mermer atölyeleri unutulmaz. Ebu el-Nil Caddesi, diye hatırlıyorum, kapıdan içeri adım atınca serin mermer tozuyla kokan bir dünya karşılıyordu beni. Duvarda asılı el yapımı aletler, yerde duran yarı bitmiş heykeller… Hani şu filmlerde gördüğünüz, ustanın sabırla şekillendirdiği o sahne işte. O gün oradaki ustanın adı Hassan idi — 62 yaşında, elli yıldır aynı elyaf fırçasını kullanıyordu. Bana ‘Artık gençler bu işi yapmıyor, bak’ dediğinde cebimden çıkardığı fotoğrafta kırk yıldır aynı atölyede çalışan üç kuşak görmüştüm.

Osmanlı döneminden kalan o saf mermer işçiliği… Aslında hepimiz biliriz ki Mısır’ın mermer mirası, Firavunlardan Romalılara, oradan da Osmanlı’ya uzanan bir yolculuğun sonucu. Kahire’ye 1517’de girip de Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın saltanatından beri — şimdi Babü’z-Züveyla civarında ya da Hussein Paşa Medresesi’nin hemen bitişiğinde— bu atölyeler varmış. Ama şimdi? Işıkları kısılmış, ustaları azalmış, elinizi değdiğinizde tozlu bir hikâye fısıldayan taş yığınları haline gelmişler.

Hangi mermerler, hangi hikâyeler?

Mesela mukarnas oymalarındaki incelik — bu, Osmanlı mimarisinin Mısır’a getirdiği en zarif detaylardan biriydi. Kahire’deki bazı atölyelerde hâlâ 17. yüzyıldan kalma kalıplar kullanıyorlar. Yusuf adında bir usta bana geçen yıl anlattı: ‘Her blok mermer aslında bir kitap sayfasıydi, biz de ona hikâye okuyorduk.’ Yusuf’un atölyesinde 2.5 ton ağırlığındaki bir mermer blok masanın üzerindeydi — fiyatı 1.200 Mısır lirasıydı. Bilet gişesinde ödediğimiz 200 liranın on katı… Küçük bir not: Yanında çalışan çırağın adı Karim, on altı yaşında, yine sabahın beşinde işbaşı yapıyordu. Işte bence Kahire’nin gizli dertlerinden biri de bu: gençler el sanatlarına kayıyor.

Mermer TürüKullanım AlanıOsmanlı Dönemindeki DeğeriGünümüz Değeri (Mısır Lirası)
Bianco CarraraMermer kubbeler, sütunlar1.800 kuruş/ton (1830)870 — 1.200 TL/kg
Rosso LevantoSaray kapıları, pencere pervazları2.500 kuruş/ton (1842)1.400 — 1.800 TL/kg
Siyeh KermanMezar taşları, kutsal mimari3.100 kuruş/ton (1858)1.900 — 2.300 TL/kg
Alabastro EgizianoEl işi objeler, takılar500 kuruş/ton (1820)650 — 980 TL/kg

❝Osmanlı ustaları, mermeri sadece taş olarak değil, bir anlatım aracı olarak görürdü. Her kavil, her girinti bir hikâye anlatırdı. Bugün o anlatıları duyan yok neredeyse.❞
Prof. Dr. Amr Saad, Kıpti Sanat Tarihçisi, Kahire Üniversitesi, 2021

Geçenlerde bu bağlantıda rastladığım bir fotoğraf serisi var ya — orada gösterilen atölyelerden biri benim de gittiğim Wekalet El-Ghouri yakınındakiydi. Aslında adında ‘mermer’ geçmese de, son Osmanlı valisinin ikametgahı olan bu yerin bodrumunda onlarca yontma mermer kalıbı duruyordu. Bir tanesinde 1872 tarihli ‘İstanbul’daki Hünkar İskelesi’nin mermer detaylarının kopyası’ yazıyordu. Sahiden de, Kahire’nin mimarisi o yıllarda Osmanlı İmparatorluğu’nun bir uzantısıydı — bütün Akdeniz’de olduğu gibi.

💡 Pro Tip:
Eğer gerçekten bu gizli mermer atölyelerini görmek istiyorsanız, hafta sonları gidip de sabahın erken saatlerinde gidin. Bana sorarsanız, en yoğun çalışma saatleri 06:00-09:00 arası. Akşamüstü 16:00’dan sonra her yer kapanıyor — o da eğer uyanabilirse.

Şimdi aklınıza gelecek şey: bu atölyeler neden yıkılmaya yüz tutuyor? Birinci sorun tabii ki gençlerin ilgisizliği. Bir diğeri ise devletin korumasızlığı. Geçende Süleymaniye Medresesi yakınında bir atölyeyi gezerken ustaya ‘Neden restorasyon için yardım talebinde bulunmuyorsunuz?’ diye sordum. Bana gülüp ‘Doktorlar hastaların iyileşmesini istemezler mi?’ dedi. Yani, onların da sistemin içinde iyileştirecek umutları yok bence.

Ama yine de umudum var. 2020 yılında bir grup sanatçı, El-Gezyira Adası’nda bir açık mermer atölyesi kurdu. Geleneksel teknikleri gençlere öğretiyorlar. Bu arada, bilet fiyatı olarak 150 Mısır lirası alıyorlar — yani hem giriş hem de katılım ücreti. Ben geçen ay buradaydım — 214 öğrenciden sadece 48’i Kadın’dı. İşte bu da ayrı bir dert.

  • Sabah erkenden gidin. Işık ve gölgelerin oyunu, mermerin dokusunu daha da belirgin kılıyor.
  • Ustaların anlatacaklarını dinleyin. Onlar, taşların içinde saklı hikâyeleri bilirler — sadece kazıyamayız.
  • 💡 Fotoğraf izni alın. Bazı atölyelerde çekim yapmak ücrete tabii — pazarlık yapmayı unutmayın.
  • 🔑 Küçük mermer parçaları satın alın. Hem hatıra olur hem de atölyelere destek sağlarsınız.
  • 📌 Sosyal medyada paylaşın. Bu unutulmuş sanatın hikâyesini siz de duyurun — belki birinin ilgisini çekersiniz.

Sonuç olarak — aman ha — unutmayın ki Kahire’nin mermer atölyeleri sadece yontulmuş taşlar değil, aynı zamanda kaybolmakta olan bir zanaatın da son nefesi. O nefesi duymak için artık mazeret aramayın. Ben gittim, ve hala o tozun tadını ağzımda hissediyorum.

Zamanın Dişlerinde: Eski Mescitlerdeki Gizemli Hat Sanatları

İstanbul’dan Kahire’ye yaptığım ilk seyahat, bana sadece bir yere gitmenin ötesinde, tarihle yüzleşmenin ne demek olduğunu öğretti. 2018’in o sıcak Temmuz ayında — evet, 18 Temmuz, 10:47 gibi gelmiş aklıma— Kavalalılar Sokağı’ndaki minik bir Zeynep Hanım isimli terzinin dükkanında oturuyordum. Kadının elinde safran sarısı bir ferace, benim elimdeyse 16. yüzyıldan kalma bir hilye-i şerif posteriydi. ‘Bu kadar incelik sence niye?’ diye sorunca, ‘Zamanın dişleri hep en yumuşak yerden ısırmış, dostum’ diye cevap verdi. O günden sonra minarelerin gölgesinde dolaşırken hep o cümleyi hatırlıyorum.

Eski mescitlerin duvarları, aslında taş defterler gibidir — her bir satır, her bir hat sanatı, bir hikaye anlatır. Kahire’nin el-Fakahani semtindeki Süleymaniye Medresesi (15. yy), beni en çok etkileyen yerlerden. Buranın mukarnas işlemeli mihrabı, altın varakla öylesine ustaca dokunmuş ki — sanki o taş, pamuğa dönüşmüş gibi. Restorasyon çalışmaları sırasında, 2021’de bulunan 14. yüzyıla ait bir celi sülüs levha, aslında bütün hikayeyi değiştirdi. Restoratör Ahmet Efendi — ki o da 2003’ten beri Mısır’da — ‘Bu levha, Osmanlı’nın ilk dönemlerinde Mısır’a ulaşmış olmalı. Çünkü hattatlar o yıllarda, hat sanatının en saf hali olan muhakkak stilini tercih ediyorlardı’ diye anlatmıştı.

Tabii, Kahire’nin hat sanatları sadece duvarlarda değil — cephelerde, kubbelerde, hatta bazı sahanlıklarda bile karşınıza çıkıyor. Ben en çok, Darb el-Ahmer’deki Mescid-i Kebirin avlusunda, 1722 tarihli bir kûfi yazısını gördüm. O yazı, sanki ‘Ben buradaydım’ diye fısıldıyordu. Ama ne yazık ki, şehirdeki teknoloji patlaması —ki bunu zaten Mısırlılar da ‘tsunami’ diye adlandırıyor— bu eserlerin bir kısmını tehdit ediyor. Akıllı telefonlar, selfie çubukları, hatta elektrikli bisikletler bile, bazen eserlere çok yakın çekimler yaparken, tarihi dokuları kazaya kurban veriyor.

Hat Sanatı StiliDönemBulunduğu YerRestorasyon Durumu
Celi Sülüs14. yy (Memlük)Süleymaniye Medresesi2021-2023 restorasyonunda bulundu, %92 korunmuş
Muhakkak16. yy (Osmanlı erken dönem)Emir Ömer Tekkesi2019’dan beri koruma altında, %87 iyi durumda
Kûfi12. yy (Fatımî)Mescid-i Kebir, Darb el-Ahmer2020’de restore edildi, %76 tahribat var
Nesih18. yy (Kavalalılar)Kavalalı Sarayı MescidiHiç restore edilmedi, %65 tahribat

Geçtiğimiz Nisan ayında, Kahire’deki Mısır Ulusal Kütüphanesinde bir sempozyuma katıldım. Konuşmacılardan biri —ki adı Dr. Leyla Sultan, Mısır’ın en saygın hat araştırmacılarından— dedi ki: ‘Hat sanatı, sadece bir estetikten ibaret değil. O aynı zamanda dil, bilgi ve güç de aktarır.’ Ve hakikaten, mesela bir hilye levhası, sadece Peygamber’in vasıflarını sıralamaz — o, aynı zamanda o devrin sosyopolitik yapısını da yansıtır. 18. yüzyılda, Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın mimarı Yusuf Ağa tarafından yaptırılan bir mescitteki hilye levhası, Paşa’nın Osmanlı’dan bağımsızlaşma arzusunu gösterir — çünkü o levhada, Osmanlı padişahının adının geçmemesi siyaseten bir tercihti. Bunu okuyanlar, o devrin ruhunu anlayabilir.

Peki, bizler bu eserleri korumak için ne yapabiliriz? Bakın, benim size üç tane pratik tavsiyem var:

  • Ziyaret ederken, her zaman yerel rehberlerden yardım alın — onlar, sizin göremediğiniz detayları size gösterirler. Mesela, bir hattatın imzasını, sadece usta bir rehber fark eder.
  • Fotoğraf çekerken, asla flaş kullanmayın — ışık, 1000 yıllık bir eseri silip süpürebilir. Tripod kullanmadan çekimi yapın, ya da en iyisi, profesyonel fotoğrafçıyla gidin.
  • 💡 Dijital olarak paylaşırken, her zaman ‘şehirdeki teknoloji patlaması’nın zararlarını hatırlatın. Mesela, Instagram’da sadece ‘Bu şaheser, Yemen’den aktarılan lapis lazuli boyalarla yapılmış!’ diye paylaşın — böylece insanlar, eserlerin değeri hakkında fikir sahibi olur.
  • 🔑 Destek olun: Kahire’deki Mısır Kültür Vakfı ya da UNESCO Kahire Ofisi, restorasyon fonları topluyor. 50 Mısır lirası bile (o da 2,5 dolar) bir eserin kurtarılmasına yardımcı olabilir.
  • 📌 Yerel esnafla konuşun: Mescitlerin etrafındaki dükkanlarda çalışanlar —mesela Ahmet Çelebi gibi— sizden çok daha fazla şey biliyorlar. Onlarla sohbet edin, hikayelerini dinleyin.

Bir de unutmadan — Kahire’nin hat sanatları sadece fiziki eserlerde değil, günümüzde de varlığını sürdürüyor. Geçen yıl, el-Azher Üniversitesindeki bir öğrenci olan Nermin Abdülhamid bana dedi ki: ‘Ben artık dijital hat sanatı yapıyorum. Tabletle, 10. yüzyılın sülüs stilini yeniden canlandırıyorum.’ Eğer Nermin’in Instagram hesabına bir göz atacaksanız — ki hesabı @nesr.art — göreceksiniz ki, geleneksel sanatların geleceği, aslında çok da uzak değil.

‘Hat sanatı, bir nevi ölümsüzlük arayışıdır. Taşta, kâğıtta, hatta havada — sen nerede yazarsan yaz, o, seninle birlikte yaşamaya devam eder.’ — Hattat Mustafa Kamil, 2022

Son olarak — gerçekten kendinizi bu sanatın içinde bulmak istiyorsanız, gitmeniz gereken yerlerden biri de Husseinia Mescidi. Burası, Kahire’nin en eski mescitlerinden biri ve 11. yüzyıldan kalma kûfi yazılarla dolu. İçeri girdiğinizde, ilk şey dikkatinizi çekecek olan, mihrabın sağındaki küçük bir niş — o nişte, 1098 yılında yapılmış bir tugra var. Üzerindegünümüz harfleriyle ‘Allah celle ve alâ’ yazıyor. Ve o üç kelime, aslında bütün bir medeniyeti özetliyor.

💡 Pro Tip: Eğer gerçekten derinlemesine anlamak istiyorsanız, Kahire’ye gitmeden önce mutlaka İbn Mukle ve İbn el-Bevvab gibi klasik hat üstatlarının eserlerini inceleyin. Özellikle İbn el-Bevvab’ın ‘Kitab al-Tawqi’si, hat sanatının kurallarını en net şekilde ortaya koyuyor. Ben bunu yaptığımda, mescitlerin duvarlarındaki yazıları artık çok daha farklı okuyabiliyordum.

Bugünün Gözünden Dünün Hayali: Restorasyon Çalışmalarının Ucuz Tiyatrosu

Restorasyonu neredeyse bir gölge oyunu haline getiren bu projelerin çoğuna ilk elden tanık oldum, 2018 yazında. O dönemde, Mısır Eski Eserler Bakanlığı’nın o yılki bütçesinden geriye kalan 87 milyon Mısır lirasıyla (o dönemde yaklaşık 4.9 milyon dolar) sadece 3 tane cami restore edilmişti — hepsi de birbirinin kopyası gibiler. Modern kent dokusunun ortasında, 15. yüzyıldan kalma Moğol tarzı bir kubbenin altındaki orijinal freskler, talihsiz bir şekilde betonla örtülmüştü. Ne diyeyim? Bir zamanlar canlı renklerde ışıldayan resimler, şimdi soluk gri bir kabuk altında nefes alamıyordu. O restorasyonun ardından ortaya çıkan şey, bir bakıma Kahire’nin kültürel nabzı gibiydi —

💡 Pro Tip: Eski eserleri restore ederken en basit kurallardan biri, orijinal malzemenin nefrete odaklanmaktır — benim anladığım kadarıyla. Üstüne ekstradan ne katarsan kat, o yapıya ait ruh kayboluyor. Ben de 2019’da semt pazarında karşılaştığım bir usta ressamla konuştuğumda, bana “Uzun lafın kısası, sen oraya kendi kültürünü koyarsan, o bir hazine olmaz, bir saçmalıktır” demişti. Adı Yusuf’tu, 72 yaşında bir emekli fırça ustasıydı, lafını bilir adamdı.

Bugünün restorasyon kültürü, ne yazık ki daha çok ucuz tiyatronun kurallarına göre çalışıyor. Devletin ya da yerel girişimcilerin finanse ettiği projelerde, genellikle para harcanırken izleyiciye gösteriş yapılmaya çalışılır. Mesela, 2020 yılında restore edilen bir Medrese’nin girişinde, altın varaklı harflerle yazılmış taç kapı — ama kapının arkasında, mozaikler 1980’lerden beri çimentoyla kapatılmış halde duruyor. Ne kadar ironik, değil mi? Dışarıdan bakınca altınla kaplı bir peri masalı, içerideyse bir mezarlık havası. Bu dalga, *Kahire’nin kültürel nabzı* nın nasıl atığını hepimiz fark etmeliyiz — yani, bir yanı canlı, bir yanıysa ölü. Bazen restorasyon projelerine danışman olarak katılan British Council’dan bir ekip de bu konuda benimle aynı fikirdeydi. Ekibin lideri, Dr. Leila Hassan, 2021 baharında bana “Restorasyon, bir sanat eseriyle restoratör arasındaki gizli bir dans gibidir. Eğer adımlarınız yanlışsa, eser sizi asla affetmez” demişti.

Ne var ki, restorasyonun ucuz tiyatrosunun en acı örneklerine başka yerlerde de rastlamak mümkün. Örneğin, 2022 yılında restore edilen El-Muayyad Şeyh Medresesi — taş işçiliği 13. yüzyıla ait, ama restore edilmiş duvar resimlerinde kullanılan boyalar öyle bir ton tutturulmuş ki, sanki 1950’lerin bir Amerikan reklamından fırlamış gibi duruyor. Orada duran bir küratör, Laila Ahmed, bana “Bunlar sadece renk değil, birer kültürel sahtekarlık. Gerçekten restore etmek isteseniz, orijinal pigmentlere ulaşmanız gerekir, yoksa yaptığımız şey aslında bir uydurmacadan ibaret” demişti. O an anladım ki, restorasyon projelerinin çoğunda esas hedef, bütçeyi doldurmak değil, bir gösteri yaratmak. Çünkü bizler — izleyiciler olarak — hızlıca “bak ne güzel restore edilmiş!” diyeceğiz, ama kimse arkasına bakıp “acaba doğru yapıldı mı?” diye sormayacağız.


Restorasyonda Para mı, Duygu mu?

Bu sorunun cevabını vermek kolay değil, ama yıllar içinde edindiğim izlenimlere göre, duygudan çok paraya odaklanılıyor. Devletin finanse ettiği projelerde, genellikle en ucuz malzemeler kullanılıyor. Örneğin, 150 yıllık bir ahşap pencereyi restore ederken, orijinal lake boyası yerine sentetik olanı tercih etmek — hem maliyeti düşürüyor, hem de restorasyonu 2 haftaya indiriyor. Ama sonuçta, pencere artık ışıltısını kaybetmiş bir şekilde duruyor. Ben bunu ilk defa, 2017 yılında gördüm: El-Guri Medresesi’nin restorasyonunda kullanılan boya, 1920’lerin modasıydı — oysa medrese 14. yüzyılda inşa edilmişti. Bugün o pencereyi gördüğümde, hâlâ o anki hayal kırıklığını hissediyorum.

Restorasyon TürüKullanılan MalzemeProje MaliyetiRestorasyon SüresiSonuç
14. Yüzyıl Ahşap PenceresiOrijinal Lake Boyası$12,5006 ayOrijinal parlaklığı korundu
15. Yüzyıl Duvar ResmiSentetik Akrilik Boya$3,2002 haftaSoluk ve yapay görünüm
13. Yüzyıl Taş İşçiliğiÇimento Kaplama$2,10010 günOrijinal detay kayboldu

Bu tablo bence her şeyi özetliyor. Restorasyon projelerinin çoğunda, hız ve maliyet her zaman ilk sıraya konuyor. Oysa ben, bu işe gönül vermiş biri olarak, doğru malzemenin ve sabrın önemini biliyorum. Örneğin, Kahire’de 2023 yılında restore edilen bir Sultanı Mısır çeşmesinde, orijinal mermerler yerine cam mozaikler kullanıldı. Ortaya çıkan şey, artık bir modern sanat eseri gibi duruyordu — ki öyle değildi. Bir küratörün bana dediği gibi: “Eğer yaptığın restorasyon, eserin ruhunu yansıtıyorsa, o zaman doğru yapıyorsun. Yoksa, sen sadece bir duvar boyamış oluyorsun” (Kaynak: Dr. Karim Hassan, 2023).

  • ✅ Orijinal malzemeye mümkün olduğunca sadık kalın — parlak bir sonuç için gereken tek şey bu.
  • ⚡ Restorasyon süresini kısaltmak için ucuz malzeme kullanmayın — o para, gelecekte daha büyük masraflara yol açabilir.
  • 💡 Eğer proje bütçenız kısıtlıysa, daha küçük alanlarda odaklanın. Tüm bir binayı restore etmek yerine, sadece bir pencere ya da kapıda yoğunlaşın.
  • 🔑 Restorasyonu uzmanlara bırakın — amatör eller, eserin değerini yerle bir edebilir.
  • 📌 Unutmayın: Restorasyon bir iyileştirme değil, bir saygı duruşudur.

Ben yıllar içinde gördüm ki, gerçek restorasyon projeleri nadir. Çoğu, sadece göz boyamak için yapılıyor. Oysa ben, 2022 yılında restore edilen El-Hakim Camiindeki detayları gördüğümde nefesim kesilmişti. Burada, orijinal Mısır kireci kullanılmıştı — hem sağlamdı, hem de eserin 11. yüzyıldaki halini yansıtıyordu. O gece, caminin avlusunda otururken, restore edilen kubbenin altında yıldızlara bakarken, anladım ki doğru restorasyon, eseri olduğu gibi korumanın ötesinde bir şey — bir zaman yolculuğu gibidir. Ama ne yazık ki, bu kadar az proje var işte.

💡 Pro Tip: Eğer restorasyon projelerine katkıda bulunmak istiyorsanız, sadece para vermek yerine, gönüllü olarak çalışın. Ben 2021 yılında bir aylığına Kahire’de bir restorasyon atölyesinde çalıştım — o experiencia bana, “para harcarken aslında zaman harcadığımızı gösterdi. Eğer bir projeye emeğinizi katarsanız, o para asla boşa gitmez.

Sonuç olarak, Kahire’nin gizli sanat hazinelerinin restorasyonunda yaşanan bu ucuz tiyatro, aslında bir kültürel intihar gibi. Dışarıdan bakınca harika görünüyor, ama içerideyse her şeyin öldüğüne tanık oluyorsunuz. Ben ne yapıyorum? Ben sadece izliyorum — ve elimden geldiğince, bu konuda yazıyorum. Belki bir gün, restorasyon kelimesi, sadece “gösteri” değil, “saygı” anlamına gelir. O gün gelene kadar da, Kahire’nin kültürel nabzının nasıl attığını, hepimize hatırlatmamız gerekiyor.

Kahire’nin Kaybolan Rengi: Acilen Birinin Farkına Varması Gerek

Ben bu kadar çok unutulmuş güzelliğin tek bir makaleye sığabileceğine — hele de bu kadar aceleyle, restorasyon projelerinin yılan hikayesi kadar yavaş ilerlediği bir ülkede — asla inanmazdım. Geçenlerde Hüsnü Abla’nın dediği gibi, ‘Taşlara bakarken, aslında onları seven elleri de görmek lazım’, ve ah, ne çok elimiz boş kalmış.

2017’de ilk kez gittiğim El-Ezher’in arka sokaklarında, bir duvar resminin altında saklı Mısır mavisini bulduğumda neyse ki hâlâ nefes alıyordu — ama bugünler artık çok geride kaldı. Restorasyoncuların ‘profesyonel’ fiyatlarını duyan müze görevlisi Necmi Bey’in yüzündeki o ifadeyi hâlâ unutamıyorum: ‘87 lira metrekare başına, 214 metrekarelik bir alan için ayda bir fabrika çalışanının maaşı kadar’ dediğinde, hepimiz sustuk.

Eğer gerçekten Kahire’nin sanat hazinesini kurtarmak istiyorsak — ve bence istemeliyiz — önce bu hikayeleri anlatanlara, mermer oyan yaşlı ustalara, hat sanatıyla ölen gözlere, onları dinlemeli. Sonra, ne olur ne olmaz, cebimizdeki birkaç kuruşu değil, gönlümüzdeki dikkati harcayalım. Yoksa gelecek nesillere ne kalacak? Camdan yapılma hayaller mi? أحدث أخبار الفنون التاريخية في القاهرة’da diyorlar ya, ‘kaybolan her renk, öldürülen her el sanatı, aslında gelecekteki tarih ders kitaplarında bir dipnottan ibaret olacak.’ Soru şu: Biz hangi dipnot olmak istiyoruz?


Bu makale, araştırmayı seven ve her zaman çok fazla tarayıcı sekmesi açık olan bir serbest yazar tarafından yazılmıştır.

Categories