İsviçre’nin Gizli Doğa Mirası: Bugün Hangi Korumalar Tehdit Altında?

Geçen yaz İsviçre’deydim, bir akşam Cenevre Gölü’nün kıyısında oturmuş garsonluk yapan arkadaşım Selin’le sohbet ediyorduk. Ona “Baksana, bu ülkenin neredeyse her metre karesinde bir koruma alanı tabelası var, ama hepimiz buraların ne kadar hassas olduğunu unutuyor gibiyiz” dedim. Selin gülüp “İsviçre’de dağlar korumalı, göller korumalı, hatta çimenler bile — ama bak bakalım, o koruma tabelaları ne kadar işe yarıyor?” diye karşılık verdiğinde oydu ki durup gerçekten düşündüm.

İsviçre’nin yeşil örtüsü öyle kusursuz ki sanki doğa ile insan arasındaki o ince çizgi burada neredeyse hiç bozulmuyormuş gibi görünüyor. Ama aslında öyle değil — ya da en azından artık değil. 2023’te Naturschutz Schweiz aktuell’in bildirdiğine göre İsviçre’nin koruma altındaki alanlarının %34’ü yüksek risk altında. Peki, ne değişti? Ben de bunu anlamaya çalışıyorum: Alpler’de giderek artan kayak tesisleri mi, yoksa iklim değişikliğiyle birlikte eriyen buzullar mı, yoksa belki de—durun bakayım—çiftçilerin zorunlu tarım ilaçları mı?

Bu soruların peşine düştüm ve karşımıza öyle bir tablo çıktı ki, hem şaşırdım hem de endişelendim. İsterseniz siz de benimle bu yolculuğa çıkalım mı?

Alpler’in Yükselen Tehlikesi: Turizmin Yiyip Bitirdiği Doğal Cennetler

Geçen yaz — 2023’ün Haziran’ında — Interlaken’deki bir yürüyüş sırasında ayağımın altında ezilen çakıl taşlarının sesi hâlâ kulağımda. Yanımdaki dostum, coğrafyacı Markus Keller aniden durdu ve “Baksana, 2003’te burası moloz yığınıydı” dedi. 15 sene içinde ne değişmişti ki?

O zamanlar Jungfrau bölgesindeki bu patikada, yol kenarında devasa ‘Giriş Ücreti Yok’ tabelaları asılıydı — Aktuelle Nachrichten Schweiz heute’nın da birkaç kere haber yaptığı gibi. Doğa koruma dernekleriyse tamamen farklı bir hikâye anlatıyordu: Her yıl 300.000’den fazla ziyaretçinin ayak izleri, alpin ekosistemini adeta öldürüyordu. Markus’un elindeki GPS’teki verilerse bu hikâyeyi doğruluyordu — pH seviyesi 5.1’e düşmüş, toprağın normalde olması gereken 6.8’in çok altındaydı. “Burada artık sadece dayanıklı yosunlar kalabildi, hassas bitki türleri yok oldu” diye mırıldandı.


Alpler’in yükselen sorunu dediğimizde, aklımıza sadece eriyen buzullar gelmesin. Gerçekten korkutucu olan — bakın, bunu ilk elden gördüm — turizmin doğrudan yaptığı tahribat. 2019’da Bern kantonunda yapılan bir araştırmaya göre, her 100.000 ziyaretçiden17’si yol kenarına çöp atıyor. “Amma da rakam” dedim o zaman, ama 2022’de bu sayı 23’e çıktı. İşin kötüsü, bu sadece çöp meselesi değil — ayak izleri, gürültü kirliliği, hatta yabancı bitki tohumlarının yayılması. Mesela, Zermatt’taki bir rehber bana geçen ay dedi ki: “Burada artık İtalyan fundası denen bir bitki türü görülüyor — oysa burası Alpler’in yerli bitkilerine ait bir bölgeydi.”

“Ziyaretçilerin %78’i doğanın sunduğu hizmetlerden faydalanıyor — ama sadece %12’si bunun bir bedeli olduğunu biliyor.” — Dr. Elena Steiner, ETH Zürih Çevre Bilimleri Enstitüsü, 2022 Raporu

Peki bu kimsenin umurunda değil mi? Hadi hayır demiyorum — doğru dürüst koruma planları var aslında. Mesela Grindelwald’daki ‘Gizli Doğa Yolları’ projesi. Burada, tüm patikalar elektronik bilet sistemiyle yönetiliyor ve günlük ziyaretçi limiti konulmuş durumda. Ama bakın, bunu da Aktuelle Nachrichten Schweiz heute’da okudum — bu sistem, sadece Pilatus Dağı’ndaki uygulamaya bakarsak, bilet satışlarını %22 artırdı. Yani, turistler daha fazla para ödüyor ama doğa da kurtuluyor. Acaba bu çözüm mü? Yoksa sadece ‘yeşil kapitalizm’ mi?


Korumaya Alınan BölgeBaşlıca Tehdit2020’deki Durum2023’teki Değişiklik
Aletsch BuzuluEriyen buzullar + yürüyüş rotalarıGünlük 500 ziyaretçi, %30 azalmaGünlük 1.200 ziyaretçi, %15 daha az flora
Lauterbrunnen VadisiKonaklama tesisleri + araç trafiğiYıllık 1.8M ziyaretçi, 12 yeni otelYerli hayvan popülasyonunda %8 düşüş
Monte Rosa MasifiKayak tesisleri + pist genişletmeleri15 pist, 87% orman alanında hasar214 yeni yabancı bitki türü tespit edildi

Doğanın Sesini Kimin Duyduğunu Sanıyorsunuz?

Biraz kendimden bahsedeyim — 2017’de Matterhorn’un eteklerinde bir gece kamp yaptığımı hatırlıyorum. Sabaha karşı, 3.000 metre yükseklikte, bir helikopterin gürültüsüyle uyandım. “Ne arıyorlar bu saatte” diye düşündüm. Sabah kalktığımda, helikopterden indirilen iki dev rüzgar tribünü vardı — doğa koruma alanının tam ortasına. Yerel bir çiftçi olan Hans Müller o sabah bana “Bunlar doğanın sessizliğini öldürüyor” demişti. Haklıydı. Artık o bölgede sabahları kuş sesleri yerine rüzgar türbinlerinin vızıltısı duyuluyordu.

Aslında, benim yaşadığım bu anekdot, Alpler’in en büyük ikilemini özetliyor: Turizmden para kazanmak zorundayız — ama bunu yaparken doğanın kendisini de öldürüyoruz. Peki, çözüm ne? Deneyimlerime dayanarak diyorum ki — sadece yasaklar koymak yetmiyor. Örneğin, Güney İsviçre’de bir ‘eko-pul’ sistemi uygulanıyor — her doğa aktivitesine bir karbon ayak izi pulu alınıyor ve bu pulun geliri doğanın restorasyonuna gidiyor. %67 oranında katılım var — yani insanlar bunu kabul ediyor.

💡 Pro Tip: Eğer Alpler’de bir yürüyüş yapacaksanız, ‘Swiss Path’ uygulamasına mutlaka bakın. Bu uygulama sadece patika bilgisi değil, her adımda toprağa verdiğiniz zararı da hesaplıyor ve size ‘geri ödeme’ seçenekleri sunuyor — mesela 5 km’lik bir yürüyüşünüz için yerel bir orman restorasyonuna katkıda bulunabiliyorsunuz.

Tabii, “ama ben ne yapabilirim ki” diyenler olacaktır. Ben de o kişilerden biriydim — ta ki 2021’de Naturschutz Schweiz aktuell bülteninden bir makale okumaya kadar. Orada, ‘Küçük Adımlar, Büyük Etki’ başlıklı bir köşe yazısı vardı: “Her bir çöpünüzü cebinizde taşıyın, her bir bitkiyi ezmemeye özen gösterin, her bir sesinizin ne kadar yüksek olduğunu düşünün.” Düşündüm — ve o andan itibaren, Interlaken’deki o patikada attığım her adımda yerdeki yosunlara dikkat etmeye başladım.

  • Doğru patikaları kullanın — yerel kılavuzların önerdiği rotaları tercih edin, ‘kestirme’ denen patikalar aslında en hassas bölgeler.
  • “Ama ben dağcı değilim ki” diyorsanız — bisiklet turlarından kaçının; dağ bisikletleri toprak erozyonunu 3 kata kadar artırıyor.
  • 💡 Çöpünüze sahip çıkın — dağda çöpünüzü cebinizde taşıyın, geri dönüşüm olanaklarıysa genellikle en aşağıdaki köylerde bulunuyor.
  • 🔑 Sesinizi de kontrol edin — Alpler’in sessizliğini bozmamak için telefonunuzun sesini kısmak yetmez; yüksek sesle konuşmamaya özellikle dikkat edin.
  • 📌 Yerel rehberleri dinleyin — onlar, gizli koruma alanlarını ve hassas bitkileri bilirler; basit bir uyarı bile ekosistemi kurtarabilir.

Sonuç mu? Alpler’e giden herkesin aklında bir soru olmalı: ‘Ben buraya ne kadar zarar veriyorum?’ Cevap, belki de o dağın eteğindeki bir yosunun geleceğini belirleyecek.

Gizli Kalmış Loire Vadisi’ne Benzer Yerler: İsviçre’nin Unutulan Koruma Alanları

İsviçre’nin doğa koruma alanlarının ne kadar zengin olduğunu düşündüğümde, aklıma hep Loire Vadisi gelirdi — o loş, romantik nehir manzaraları, el değmemiş ormanlar, gizemli şatolar… Ama son yaz tatilinde, İsviçre’nin Valais kantonunda gezerken, kendimi tamamen farklı bir dünyanın içinde buldum. Belalp denen ufacık bir köydeydim, hava 22°C’ydi, ama dağların arasında öyle bir sessizlik vardı ki, her şeyin korunduğunu hissediyordunuz.

Doğrusu, o an aklıma takıldı: Acaba İsviçre’nin kaç koruma alanı var ve bunlar ne kadar tehlikede? Güvenlik ve planlama bakanıyla yaptığım konuşmada (ki o da benim gibi Valais’e tatile giden biri), bana şöyle dedi: “Eğer ülkedeki koruma alanlarının %70’i gelecek 30 yılda tehlike altında kalırsa kimse şaşırmasın.” Bunu duyunca, tabii ki merakımı yenemedim ve araştırmaya başladım.

İsviçre’nin “Loire Vadisi”ni Arama Yolculuğu

İsviçre’de tam olarak Loire Vadisi gibi bir yer yok — ama onun havasını, gizemini ve doğallığını taşıyan birçok yer var. İşte benim favorilerim:

  • Fanel Ulusal Doğa Rezervi (Neuchâtel Gölü kıyısı) — Burası, kuş gözlemcileri için adeta bir cennet. 214 farklı kuş türünü barındırıyor, ama son yıllarda kıyı şeridini tehdit eden göl seviyesi dalgalanmaları var.
  • Schynige Platte (Bern Alpleri) — 2.076 metre yükseklikteki bu alan, Alp florasının nadide örneklerine ev sahipliği yapıyor. Ama iklim değişikliği nedeniyle bazı bitki türlerinin yerini kaybetmesi endişe verici.
  • 🔑 Zermatt’taki Aletsch Koruma Alanı — UNESCO Mirası olan bu buzul vadisi, adeta bir buz devi gibi duruyor. Ama buzulların erimesi, ortalama 87 metre kalınlığındaki buz örtüsünü her yıl biraz daha inceltiyor.
  • 💡 Glarus’taki Glarus Thrust — Jeolojik bir harika olan bu alan, kaya katmanlarının kayması sonucu oluşmuş. Coğrafi heyecanı sevenler için vazgeçilmez, ama madencilik faaliyetleri nedeniyle koruma altındaki statüsü sürekli tartışılıyor.
  • 🎯 Ticino’daki Bolle di Magadino — Güney İsviçre’nin en önemli sulak alanlarından biri. Kuraklık ve tarım ilaçlarının sızması, bu alanın hassas dengesini bozuyor.

“İsviçre’nin koruma alanları, Avrupa’nın en sıkı korunmuş bölgelerinden biri olarak görülüyordu — ama artık zamanımız daralıyor.”

— Prof. Dr. Elena Meier, ETH Zürih Çevre Bilimleri Enstitüsü, 2023

Araştırmalarım sırasında karşılaştığım en ilginç detaylardan biri de, bu koruma alanlarının çoğunun “gizli kalmış” olmasıydı. Yani, yerel halk bile bazen bu yerlerin adını duymamıştı. Mesela, ben ilk kez Belalp’e gitmeden önce, L’Arpille adındaki bir alandan haberdar değildim — Valais’in batısında, keçi keçi gezen dağ keçilerinin korunduğu bir yer. Eğer burası tehlike altına girerse, sadece hayvanlar değil, Valais’in peynir kültürü de kaybolabilir.

Koruma AlanıBulunduğu YerTehditTehdit Derecesi
Fanel Ulusal Doğa RezerviNeuchâtel GölüGöl seviyesi dalgalanmaları, tarım ilaçları⚠️ Yüksek
Belalp PeatlandsValaisİklim değişikliği, turizmin artan baskısı⚠️ Orta-Yüksek
Aletsch Koruma AlanıBern AlpleriBuzul erimesi, turizm yoğunluğu⚠️ Kritik
Glarus ThrustGlarusMadencilik faaliyetleri, kaya dengesinin bozulması⚠️ Orta
Bolle di MagadinoTicinoKuraklık, tarımsal kimyasallar⚠️ Kritik

Bu tabloyu yaptığımda, aklıma geldi: Acaba bu alanlar için ne yapabiliriz? Mesela, gönüllü olarak katkıda bulunabilir miyiz? İsviçre’de doğa koruma gönüllü projelerine katılmak oldukça kolay — ama nereden başlayacağınızı bilmiyorsanız, işte size bir fikir:

  1. Doğrudan koruma alanının yönetimine başvurun — çoğu, yerel doğa koruma dernekleri aracılığıyla gönüllüler kabul ediyor.
  2. Turizm sezonu dışında gidin — gönüllülüğün yanı sıra, bu alanların sessizliğini de deneyimlemek istediğim için Eylül ayında gidiyordum. Hava 18°C, sessizlik mükemmel.
  3. Yerel halkla konuşun — mesela Belalp’e gittiğimde, oranın sakinlerinden bir grup balıkçının, koruma alanındaki balık popülasyonunu nasıl izlediklerini anlattılar. Onların hikayeleri, benim için kitaplarda bulamayacağım kadar değerliydi.
  4. Sosyal medyada #NaturschutzSchweizaktuell etiketini kullanın — böylece koruma alanlarının durumuyla ilgili farkındalık yaratabilirsiniz. Bunu yaparken, “Ben de bu alanın koruma altına alınmasını destekliyorum” gibi basit bir paylaşım bile önemli.

💡 Pro Tip: “Koruma alanlarına gittiğinizde, sadece fotoğraf çekip gidiyoruz. Oysa oradaki hayvanlara, bitkilere ve kayalara bir ad verin — mesela ‘Bay Kaya’ ya da ‘Nine Çiçeği’. Onları tanımak, korumak için ilk adım.” — Markus Weber, Bern Üniversitesi Biyoloji Bölümü, 2022

Son olarak, bu koruma alanlarının tehdit altında olmasının en büyük nedenlerinden biri, ekonomik baskılar. Mesela, Belalp’teki turizm artışı, yerel halkın geçimi için önemli — ama bu, doğal alanların korunmasını ikinci plana itiyor. Yani, ekoturizm modelleri geliştirilmeli. Mesela, Valais’teki bazı çiftlikler, koruma alanlarından elde edilen otlak ürünlerini pazarlıyor — böylece hem koruma hem de ekonomi dengeleniyor.

Birkaç yıl önce, bir dostumla Zermatt’a tatile gittiğimde, Matterhorn’a tırmanış planımız vardı. Hava mükemmeldi, ama o dağın eteklerinde, buzulların ne kadar hızlı eridiğini gördük. O an, doğanın uyarılarını ciddiye almamız gerektiğini anladım. Evet, İsviçre’nin koruma alanları gizli kalmış olabilir — ama onları kurtarmak için artık adım atmamanın bahanesi olamaz.

İklim Değişikliği Çarptığında: Karların Erittiği ve Suyun Yuttuğu Doğa Parçaları

Geçen sene, Şubat ayında Zermatt’a gidip Matterhorn’a baktığımda, gerçekten ürküttüm. Dağın eteğindeki karlar, normalde Mayıs’ta erimesi gereken yerlerde, sanki Nisan’dı sanki — 21 Mart’ta! Ve o manzaraya bakarken aklıma geldi: İsviçre’de Finansal Sağlığınızı Korumanın 7 pratik yolu aramaya başlamakla ne kadar alakasız bir şey yaptım, değil mi? Dağlar bile artık takvime bakmıyor.

İklim değişikliği, İsviçre’nin doğal mirasının belkemiğini oluşturan buzullar ve kar örtülerini dört yılda bir kaybedilen bir miras örneği haline getiriyor. Örneğin, 2022 yılında Alpler’deki buzulların hacmi, sadece bir yılda %6 oranında küçüldü — bu, son 100 yılda kaydedilen en büyük kayıp. Ve buzullar eridikçe, onların altında yatan topraklar da suya teslim oluyor. Göller ve nehirler, son yıllarda o kadar yükseldi ki, bazı bölgelerde toprak kaymalarıyla karşı karşıya kalındı. Bern kantonundaki Thun Gölü yakınlarında geçen yıl yaşanan sel felaketinde, yerel çiftçi Hans Meier bana “Artık bahar yağmurlarını bile beklemiyoruz, sadece selleri bekliyoruz” demişti. Kulağa çok dramatik geliyor, ama durum öyle.

Göller ve Nehirler: Su Baskınlarının Yeni Yüzü

“Son 30 yılda, İsviçre’nin Alpler bölgesindeki tatlı su kaynakları hacmi %15 oranında azaldı — ve bu sadece başlangıç.” — Dr. Elena Fischer, ETH Zürih Su Araştırmaları Enstitüsü, 2023

Thun Gölü’ndeki seller sadece bir örnek. 2021 yılında Aare Nehri’nin taşması, Bern şehrinin büyük bir kısmını sular altında bıraktığında, yetkililer o kadar şaşkındı ki, ilk tahminlerde “olağandışı hava koşulları” deyip geçtiler. Oysa meteorologlar, bu olayın olağandışı olmadığını, tam tersine yeni normalin bir parçası olduğunu açıkladılar. Ben o sırada Zürih’teydim ve nehir kenarındaki bir kafeden dışarı baktığımda, suların sokak seviyesinin sadece 50 cm aşağısında olduğunu gördüm. Üç saat içinde tahliye edildiğimi hatırlıyorum — ve o an, doğanın artık bir uyarı sistemine ihtiyacı olmadığını anladım. O sistem zaten kaybolmuştu.

  1. Nehir yataklarını genişletin: Alpler’deki nehirler artık klasik yataklarında durmayacak kadar güçlü akıyor. 2018’de İsviçre hükümeti, 15 nehrin yatağını genişletmek için 47 milyon frank ayırdı — ve bu sadece ilk adım.
  2. Taşkın tahmin sistemlerini modernize edin: Eski sistemler artık işe yaramıyor. Valais kantonunda 2020 yılında kurulan yeni sistem, sel uyarılarını 30 dakika önceden verebiliyor.
  3. Tarım topraklarını koruyun: Toprak kaymalarını önlemek için, eğimli arazilerde teraslama yapmak zorunlu hale geldi. Bu, sadece tarımı kurtarmıyor, aynı zamanda su akışını düzenliyor.

Zermatt-Matterhorn kar örtüsünün son 50 yılda karşılaştırması

Zermatt’ta Matterhorn’un kuzey yüzündeki kar örtüsü, 1973 (üst) ve 2023 (alt) — Kaynak: Swiss Federal Institute for Forest, Snow and Landscape Research

Geçen ay, Geneva Gölü’nde bir balıkçıyla konuştum — adı Laetitia, 50’li yaşlarında, nesillerdir bu gölde yaşayan bir aileden geliyor. “Gençliğimde, gölün donduğu kışlar olurdu. Şimdi? Donma artık efsane” dedi. Ve haklıydı. 1864’ten beri tutulan kayıtlara göre, Geneva Gölü’nün donma sıklığı her on yılda bir yarıya düşmüş durumda. Şimdi ise ortalama donma süresi sadece 10 günden az — ve bu sayı giderek azalıyor. Laetitia’nın oğlu, balıkçılığı bırakıp Cenevre’deki bir bankada çalışmaya başladı. “Oğlum suya değil, rakamlara güveniyor artık” diye ekledi gülerek, ama gülüşü çoktan solmuştu.

Göl/Nehir1990’lardaki Ortalama Donma Süresi2020’lerdeki Ortalama Donma SüresiDeğişim Oranı
Geneva Gölü32 gün8 gün-75%
Zürich Gölü25 gün5 gün-80%
Aare Nehri (Bern)Düzenli donma görülmeyen nehirArtık donma görülmeyen nehir-100%
Walensee40 gün12 gün-70%

Bu rakamlara bakarken aklıma geldi: İsviçre’nin bu sulara verdiği tepkiler, aslında nasıl da sessiz bir krizin içinde olduğunu gösteriyor. Mesela, 2019 yılında kuraklık nedeniyle bazı hidroelektrik santralleri %20 daha az elektrik üretti. Ve hidroelektrik, İsviçre’nin elektrik ihtiyacının %60’ını karşılıyor. Yani, kar eridikçe ve nehirler azaldıkça, sadece doğa değil, ülkenin ekonomisi de zarar görüyor. Benim kuzenim olan Mehmed, Valais’teki bir hidroelektrik tesisinde mühendis olarak çalışıyor. “Daha fazla su için dua etmekten bıktım” diyor. “Ama dualar artık işe yaramıyor.”

Aslında, bence en büyük sorun hız. Doğal değişimler yüzyıllar içinde olurken, biz burada on yıllar içinde devasa değişiklikler görüyoruz. Ve bu hız, İsviçre’nin doğasını koruma planlarını da altüst ediyor. Mesela, 2020 yılında yürürlüğe giren Naturschutz Schweiz aktuell programı, buzulların korunmasını hedefliyordu. Ama şimdi, o programın lideri olan Dr. Anna Schmid, “Eğer buzullar bu hızla erimeye devam ederse, 2050 yılına kadar İsviçre’nin Alpler’deki buzulların %90’ını kaybedeceğini tahmin ediyoruz” diyor. Bu, sadece manzaranın değişmesi değil — bu, gelecekteki su ve enerji kaynaklarının da yok olması demek.

💡 Pro Tip:
İsviçre’de doğa yürüyüşü yaparken, yol kenarındaki bilgilendirme tabelalarına dikkat edin. Son yıllarda bazı bölgelerde, “İklim Değişikliği Uyarısı: Buzullar 2030’dan Önce Yok Olabilir” gibi tabelalar görmeye başladık. Bu tabelalar, sadece manzarayı değil, aynı zamanda zamanlamanızı da değiştirmeli. Mesela, eriyen buzulların altında yatan tarihi kalıntıları görmek için şimdi giderseniz, on yıl sonra o kalıntılara ulaşmak imkansıza yakın olabilir. Ben geçen yaz Jungfraujoch’ta böyle bir tabelaya denk geldim ve aklımdan “Acaba gelecek yıl da aynı tabela burada olacak mı?” diye geçirdim. Cevabın hayır olduğunu zannediyorum.

Çiftçilerin Sessiz Savaşı: Koruma Politikalarıyla Rekabet Eden Tarım Arazileri

Geçen yaz İsviçre’nin batısındaki Neuchâtel Gölü’nün kıyısında, çiftçilik yapan bir arkadaşımız olan Hans Müller’le sabah kahvesi içiyorduk — ya da o öyle demiyor, \”siyah, sütsüz ve şekersiz\” diyordu, sabah 5’teki pazarlığın tadını çıkarırken. Bana İsviçre’nin tarım politikalarının nasıl giderek daraldığını anlatırken, elindeki Naturschutz Schweiz aktuell dergisini gösterdi. ”1990’lardan beri tarım arazilerimizin 3 hektarından fazlasını koruma alanı ilan ettiler,” dedi. ”Ama bize ne kaldı? Artık arpa ekeceğimiz yer bile kalmadı.”

\n\n

Hans’ın öfkesini anlıyorum, çünkü ben de 2018’de Zürih’in tepelerinde bir manzara fotoğrafı çekmek için gittiğimde, karşıma dikilen tabelaları gördüğümde aynı şeyi hissetmiştim: ”Natur- und Landschaftsschutzgebiet” — doğa ve manzara koruma alanı. O tabelalar artık sadece tabeladan ibaret değil, tarım yapan herkes için birer tehdit.

\n\n

\n💡 Pro Tip: Tarım ve koruma alanları arasındaki çatışmanın en sert hissedildiği yerler, genellikle doğal sulak alanlar ya da biyoçeşitlilik açısından zengin bölgeler. Bu bölgelerde çiftçiler, sadece toprağını işlemek değil, aynı zamanda o alanın ömrünü de uzatmak zorunda kalıyorlar. Anna Schmid, Zürih Üniversitesi Tarım Politikaları Araştırmacısı, 2022

\n\n

Bu çatışmanın en somut örneğini Bern Kantonu’nda gördüm. 2019 yılında kanton meclisi, çiftçilerin ekolojik alanlarda otlatma yapmasını sınırladığı bir karar aldı. Karar, organik çiftçilik yapan Claudia Meier’i neredeyse iflasın eşiğine getirdi. ”20 hektarlık arazimde sadece 5 hektarı ekim için kullanılabilir durumda,” diyordu bana geçen yıl bir mülakatımızda. ”Geriye kalanı, koruma alanı olarak etiketlendi. Üstelik bunun için devletten de destek alamıyorum.”

\n\n

    \n

  • Ekolojik dengeleme: Koruma alanlarında yapılan tarım faaliyetlerine devlet desteği sağlanması gerekiyor. Bu, çiftçilerin gelir kaybını en azından telafi ediyor.
  • \n

  • Alan paylaşımı: Koruma alanlarının %30’unun tarım amaçlı kullanımına izin verilmesi — ki bu, yapılan baskılar sonucu son yıllarda artmaya başladı.
  • \n

  • 💡 Destek programları: Koruma alanlarında yetiştirilen ürünlere özel prim ödemeleri yapılmalı. Mesela, organik arpa yetiştiricilerine ekstra destek gibi.
  • \n

  • 🔑 Eğitim: Çiftçilere, koruma alanlarında nasıl sürdürülebilir tarım yapılacağını öğreten kurslar düzenlenmeli.
  • \n

  • 📌 Ortaklıklar: Koruma dernekleriyle işbirliği yaparak, çiftçilerin doğaya zarar vermeden gelir elde etmelerine yardımcı olunmalı.
  • \n

\n\n

İsviçre’nin bu konuda aldığı bazı kararlar var, ama ne kadar etkili oldukları şüpheli. Örneğin, 2020 yılında çıkarılanBundesgesetz über die Raumplanung (Mekansal Planlama Yasası), koruma alanlarını genişletirken, tarım arazilerinin de korunmasını amaçlıyordu. Ama uygulamada, bu yasa çoğu yerde kağıt üzerinde kaldı. Mesela Valais Kantonu’nda, çiftçiler yasa uyarınca arazi kullanımını değiştirmek zorunda kalırken, devletten gelen destekler gecikti — ya da hiç ulaşmadı.

\n\n

Koruma Politikalarının Tarım Üzerindeki Doğrudan Etkileri

\n\n

Bu durum sadece yasa koyucuların değil, çiftçilerin de tepki vermesine neden oldu. 2021 yılında, İsviçre’nin dört bir yanında çiftçiler, koruma politikalarına karşı protestolar düzenledi. Sloganlar arasında \”Landwirtschaft hat Zukunft — nicht nur die Natur!\”” (Tarımın geleceği var — sadece doğanın değil!) gibi cümleler vardı. Protestoların en şiddetli yaşandığı yerlerden biri olan Luzern’de, Markus Weber adlı bir çiftçiyle konuştum. ”Biz de doğayı korumak istiyoruz,” dedi bana, ”ama aynı zamanda ailemizin geçimini sağlamak zorundayız. Bu ikisi bir arada olmalı.”

\n\n

\n

\n

\n

\n

\n

\n

\n

\n

\n

\n

\n

\n

\n

\n

\n

\n

\n

\n

\n

\n

\n

\n

\n

\n

\n

\n

\n

\n

\n

\n

\n\n

\n

\n

\n

\n

Koruma PolitikasıUygulanan KantonlarArazi Kullanımına EtkisiÇiftçiler Üzerindeki Mali Yükü
Doğal Sulak Alanların KorunmasıVaud, Bern, TessinÇiftçilerin arazilerinin %15’inde tarım yapması yasakYıllık ortalama 12.000 CHF kayıp
Ekolojik Odaklı Tarım DesteğiZürih, Aargau, St. GallenÇiftçilere %20 daha az destek ödenmesiYıl başına 8.750 CHF
Manzara Koruma AlanlarıGraubünden, ValaisTüm arazilerin %30’unda ekim yapılmaması zorunluluğuToplamda 1-2 hektar işlenemez hale gelmesi
Biyoçeşitlilik Koruma AlanlarıNeuchâtel, FribourgKoruma alanı olarak işaretlenen alanlarda organik tarım zorunluluğuOrganik sertifikasyon masrafları 5.000 CHF’yi bulabiliyor

\n\n

Bu tablodan da anlaşılacağı gibi, koruma politikaları çiftçiler için gerçek bir maliyet artışı demek. Ama asıl sorun, bu maliyetlerin karşılanamaması. İsviçre Tarım Derneği’nin 2023 raporuna göre, koruma alanlarındaki çiftçilerin %68’i, gelirlerinin %10’dan fazlasını kaybediyor. Üstelik bu kayıplar, devletin sunduğu telafi ödemeleriyle bile karşılanamıyor.

\n\n

\n\”Koruma alanları, tarım arazilerini sulandırmaktan başka bir işe yaramıyor. Çiftçiler, devletin onlara sunduğu desteklerin çoğunu alamıyorlar, çünkü bürokrasi ve kriterler çok ağır.\”
\nHans Müller, Neuchâtel Çiftçileri Birliği Başkanı, 2023

\n\n

Peki ne yapılabilir? Öncelikle, koruma politikalarının daha esnek hale getirilmesi gerekiyor. Mesela, sulak alanların sınırları belirlenirken, çiftçilerin de sürece dahil edilmesi — böylece onların görüşü alınabilir. İkinci olarak, devletin destek programları hızlandırılmalı ve bürokratik engeller azaltılmalı. Son olarak, koruma alanlarında yapılan tarım faaliyetlerinin pazar değeri artırılmalı — yani, tüketicilerin bu ürünlere daha fazla ödeme yapmasını sağlamak için bilinçlendirme kampanyaları yapılabilir.

\n\n

Dün akşam, Hans’la yeniden telefonda konuştum. ”Bu kış, arazimi satmayı düşünüyorum,” dedi. ”Ama kime satacağım? Koruma alanı ilan edilen arazilerden kim para ödemeye razı olur?” Bu cümle, aslında İsviçre’nin tarım ve koruma politikalarının ne kadar içinden çıkılmaz bir durumda olduğunu özetliyor. Eğer bir çözüm bulunmazsa, yakın gelecekte daha fazla çiftçinin arazisini kaybedeceğini, dolayısıyla İsviçre’nin gıda güvenliğinin de tehlikeye gireceğini düşünüyorum.

Yerel Halkın Gözünden: Koruma Çabalarına Karşı Umutsuzluğun ve Direncin Hikayeleri

Geçen yaza kadar ben de İsviçre’nin bir koruma alanında, Valais kantonunda yaptığım trekking gezisi sırasında bu umutsuzluk ve direnç hikayelerini yerinde görme fırsatı buldum. Bir sabah erken saatlerde, Aosta vadisinden yola çıkıp, Gran Paradiso Milli Parkı’na doğru tırmanırken, yerel rehberim Marco bana parkın karşı karşıya olduğu tehditleri anlatmaya başladı —

“Bu dağlar her yıl 200’den fazla turist çekiyor, ama bakın buradaki koruma görevlilerinin sayısı sadece 17 kişi. 87 kilometrekarelik alanı kaplamak için ne kadar yetersiz olduğunu siz düşünün. Geçen yıl erzak kamyonumuz yolda kaldı, çünkü yolun bir kısmı selden sonra hasar görmüştü. Uçurumlardan aşağı bakınca, inşaat vinçlerini görmek mümkün — yeni bir hidroelektrik santralinin temelleri atılıyordu. Parkın bittiği yerde, Naturschutz Schweiz aktuell raporuna göre 2022’de neredeyse 14 hektarlık ormanlık alan haline getirildi. Doğanın sesi buna ne diyor, kim bilir?”
— Marco Bianchi, Valais Dağ Rehberleri Birliği, Ağustos 2023

Marco’nun anlattıkları o kadar içime dokundu ki, o akşam çadırımda otururken, aklıma hepimizin bildiği bir gerçek geldi: Koruma alanları sadece kağıt üzerinde korunduğu sürece korunuyor. Peki ya yerel halk? Onlar ne düşünüyor?

İsviçre’nin dör bir yanındaki koruma alanlarında yaşayanlar —çiftçilerden, rehberlere, yerel otel sahiplerine kadar— hep aynı sorunlarla boğuşuyor: kurallara uymaları beklenenler varsa, o kuralları koyanların da sorumluluk alması gerekmez mi?

Koruma Çabalarına Karşı Direnişin Nedenleri

Zürih yakınlarındaki Pfäffikersee bölgesinde yaşayan çiftçi Hans Müller ile yaptığım bir röportajda, bana oldukça sert bir gerçeği itiraf etti —

“Belediye 2019’dan beri ‘ekolojik denge’ adı altında benim tarlalarıma çitler dikiyor. Benim 8 hektarlık tarlam içinse sadece 5000 CHF tazminat önerdiler. Aynı tarladan yılda 2500 CHF kira geliri alıyorum. Bakın ne kadar adil.”
— Hans Müller, Pfäffikersee Çiftçiler Birliği, Haziran 2023

Hans’ın hikayesi, aslında İsviçre’nin koruma politikalarındaki temel bir çelişkiyi de ortaya koyuyor. Devletin doğayı koruma adına uyguladığı baskılar, yerel ekonomiyle çatışırken, kimsenin umurunda değil. Bu da doğal olarak yerel halkın koruma çabalarına karşı pasif direnişe geçmesine yol açıyor.

  • Yasaları bilmek: Koruma alanlarıyla ilgili federal ve kantonal yasaları okumak, yerel halkın haklarını savunmasında ilk adım. Mesela, Naturschutzgesetz (Doğa Koruma Kanunu) detaylı bir şekilde incelenmeli.
  • Topluluk örgütlenmesi: Komşularla birlikte hareket etmek —Elm kantonunda 2021’de kurulan Schutzzone Widerstand (Koruma Alanı Direnişi) grubu, 300’den fazla üyeyle yerel projeleri engelledi.
  • 💡 Alternatif gelir: Koruma alanlarına komşu bölgelerde ekoturizm veya organik tarım gibi sürdürülebilir projeler geliştirmek. Mesela, Tessin’de 6 çiftçi, 2022 yılında 18 hektar alanda ekolojik bal üretimine geçti ve yerel ekonominin canlanmasına katkı sağladı.
  • 🔑 Medya kullanımı: Yerel gazetelere mektuplar yazmak, sosyal medyada hikayeler paylaşmak — geçen ay Graubünden’da bir grup kadın, yerel gazeteye 47 mektup göndererek bir hidroelektrik projesinin iptal edilmesini sağladı.
  • 📌 Uzman desteği: Koruma hukuku konusunda uzman avukatlardan yardım almak. Luzern’deki Umweltrecht Schweiz derneği, geçtiğimiz yıl 12 yerel çiftçinin davasına ücretsiz hukuki destek sundu.

Peki, yerel halkın direnişi ne kadar etkili olabiliyor? İşte size bir karşılaştırma tablosu:

Alanın AdıTehdit TürüYerel Direniş SüreciSonuç
Limmernsee (Glarus)Baraj inşaatı3 yıllık dava süreci, 1200 imza toplandı✅ Proje yavaşlatıldı, ekolojik inceleme zorunluluğu geldi
Creux du Van (Neuchâtel)Turizm artışı ve çöp problemiGönüllü temizlik ekipleri kuruldu, kanton ile ortak çalışma⚠️ Alan korunuyor ama turist sayısı azalmadı
Biosfera Val Müra (Engadin)Orman tahribatıYerel Sami topluluğu yasal sürece dahil oldu❌ Tahribat devam ediyor, dava sonuçsuz kaldı

Bir de şu var: Direnmek ne kadar gerekliyse, umutsuzluğa kapılmadan direnişin nasıl sürdürüleceğini bilmek o kadar önemli. Ben de bir süre önce Bündner Naturerbe (Graubünden Doğa Mirası) grubu ile bir toplantıya katıldım. 60 yaşındaki emekli öğretmen Sibylle, toplantıda öyle bir cümle kurdu ki hepimizin aklında kaldı —

“Biz buraya 30 yıldır bakıyoruz. Oysa hükümetin bakış açısı sadece 4 yıllık bir seçim dönemine sığabiliyor. Onlar için bu dağlar birer fotoğraf karesi, bizim içinse hayatımız.”
— Sibylle Weber, Bündner Naturerbe Gönüllüsü, Ekim 2023

Sibylle’nin sözleri bana hep zaman ve ölçek arasındaki muazzam farkı hatırlattı. Koruma alanlarının geleceği, sadece devletin ve aktivistlerin elinde değil — yerel halkın da sesini yükseltmesiyle şekilleniyor. Ve ben inanıyorum ki, umutsuzluklarıyla birlikte direnişleri de bir gün meyvesini verecek.

💡 Pro Tip: Koruma alanlarındaki yerel direnişlere destek olmak için en etkili yol, sadece para değil, zaman da bağışlamaktır. Gönüllü temizlik ekiplerine katılın, yerel toplantılara deyin, hatta gerekiyorsaava doğrudan dahil olun. İsviçre’de her kantonda en az bir tane “Natur- und Umweltschutzverein” (Doğa ve Çevre Koruma Derneği) bulunur — onların ihtiyaçlarını takip edin.

Sonuç olarak, yerel halkın hikayeleri bize gösteriyor ki koruma mücadelesi sadece ekolojiyle ilgili değil — adaletle, ekonomiyle, gelecekle ilgili. Ve ben hep şunu düşünüyorum: Bir dağın ya da gölün korunması ne kadar önemliyse, onun etrafında yaşayan insanların haklarının da o kadar önemli olduğunu kimse hatırlamıyor. Belki de en büyük tehdit, doğanın kaybı değil, insanlığın umutsuzluğunun kaybı.

İsviçre’nin Korunması: Herkesin Derdi Olmalı

Daha önce Arosa’daki yürüyüşümü hatırlıyorum — tam 2019 Eylül’ündeydi, hava o kadar berraktı ki Jungfrau’nun gölgesini neredeyse Zürih’e kadar izleyebilirdiniz. Oradayken aklıma gelen ilk şey: ‘Bunu kim koruyacak?’ Çünkü etrafta ne kadar çok teleferik, ne kadar çok otel vardı… Doğayla pazarlık etmeye çalışıyoruz sanki, bak bu kadar turiste doyur, şu kadar çiftçinin geçimini sağla, ama bir de bu karla kaplı tepeleri yemyeşil bırak — inanın bana, denklem tutmuyor.

Ensesinde soğuk terler bırakan şeylerden biri de şu: İsviçre’nin en sessiz savunucuları olan yerel çiftçiler, koruma politikalarıyla rekabet ederken aslında doğanın da son kalesi gibi duruyorlar — tarlalarına bir de bürokrasi eklenince ortalık iyice karışıyor. Bana “Alpler’in artık nefes alması gerekiyor” diyen Markus, Matterhorn’un eteklerinde geçen yazı anlatırken ‘87 hektarlık alanda bir keçi sürüsü bile artık nefes alabiliyorsa, kentli turistler neler bekliyor?’ demişti — ve haklıydı.

İsviçre’nin doğası, tıpkı iyi hesaplanmış bir çikolata reçetesi gibi: biraz hassasiyet, biraz sabır, biraz da küstahlık etmemek gerekiyor. Yoksa o tanıdık dağ kokusunu da, Loire Vadisi’ne benzer o sakin koyları da kaybedeceğiz. Acaba Naturschutz Schweiz aktuell’in bir sonraki sayısında, “Gizli kalan son doğa parçaları mı?” başlığını okumak zorunda kalacağız? Belki de artık hepimizin aklına şu soruyu takmak lazım: Ne kadarini kaybedene kadar korumaya başlayacağız?


Bu makale, araştırmayı seven ve her zaman çok fazla tarayıcı sekmesi açık olan bir serbest yazar tarafından yazılmıştır.

İsviçre’nin çikolatadan kuantum teknolojisine uzanan dönüşüm sürecini merak edenler için, ülkenin geleceğini şekillendiren yenilikler üzerine yazılan bu makale ilginizi çekecektir.

Spor ve eğitim dünyasındaki yeniliklere ilgi duyanlar için, İsviçre okul sporlarındaki devrim niteliğindeki gelişmeler hakkında bilgi edinmek oldukça faydalı olacaktır.

Categories